Bugün 27 Aralık 2016 Salı. 2016’nın bu sayfadaki son yazım.

Dünya ve yakın coğrafyamız kan revan içinde! Kapı komşumuz Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde nice insanlık dramı yaşanıyor. Sık sık uluslararası hukuk vurgulanır ama dünyada Orman Yasası’nın geçerli olduğunu gösterip kanıtlayan onca örnek var.  

Kıbrıs Adası, bu kanlı coğrafyanın göbeğinde, kim ne derse desin, yakın tarihinin en silahsız, ölümsüz, kansız, göçsüz dönemini geçiriyor. Bir yandan da federal yapı arayışları tavan yapmış durumda! 2017 başlarında, Cenevre’de bu arayışlara son noktayı koyma çabaları süregidiyor. Konuyla ilgili BM açıklamasında, “……liderler, 9 Ocak 2017 tarihinde Cenevre’de bir araya gelmeyi kararlaştırdılar. 11 Ocak 2017 tarihinde liderler, kendi taraflarının haritalarını sunacaklar. 12 Ocak’tan itibaren, Garantör ülkelerin de katılımıyla, bir ‘Kıbrıs Konferansı’ düzenlenecek” denmişti.
 
TARAFLARIN CENEVRE ALGILAMASI TABAN TABANA ZIT
Cenevre’den, bunca yıllık Kıbrıs sorununa son noktayı koyma beklentileri oldukça güçlü ama Cenevre öncesi görüntü hiç de öyle değil!

Mont Pelerin çöküşünden sonra Cenevre, açıkçası güllük gülistanlık bir tablo, belki daha doğru bir anlatımla olumlu sonuca yönlenmiş/yönlendirilmiş bir senaryo izlenimi yaratmıştı. En azından benim algılanmam öyle oldu. Bu durumun beni şaşırttığını daha önce de bu sayfada dile getirdim.

Gerçekten de çöküşten böyle bir canlandırma olması şaşırtıcı değil miydi? Ve aslında dünyada geçerli olan Orman Yasası’nın kanun koyucularının egemenliğindeki “derin diplomasi” söz konusu olunca senaryo üstüne senaryo olması doğal değil mi? Oysa Cenevre öncesi görüntüye bakılırsa, galiba senaryo yok, ya da var da diplomasinin “olumlu belirsizlik” ilkesine göre programlanmış.

Her şeyden önce 12 Ocak 2017’de garantörlerin de katılacağı ve güvenlik-garantiler konusunun konuşulacağı konferansın hem adı, hem formatı tartışmalı. 5’li mi, çoklu mu olacağı konusu hemen her gün tartışılmakta! Bizimkilerin ve Eide’nin açıklamaları sanki daha çok çakışıyor gibi! Bizim taraf 5’li diyor ama Rum liderliği ısrarlı biçimde öyle olmadığını, özellikle de kendi ifadesiyle ve tam bir yüzsüzlükle “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin orada hazır olacağını söylüyor.
 
TARAFLARIN CENEVRE ÖNCESİ YAKLAŞIMLARI DA TABAN TABANA ZIT

Tarafların Cenevre öncesi yaklaşım ve söylemleri de çok farklı. Bırakınız uyumlu olmayı, taban tabana zıt!

Türk tarafı, bana göre fazlasıyla ılımlı ve olumlu bir söylem kullanıp karşı tarafı ürkütmeyecek yaklaşımlar sergilerken, üstelik görüşmeci Nami’nin ağzından Cumhurbaşkanı’nın bile dolaylı olarak yalanladığı, güvenlik ve garantiler dışında her şey tamam mesajı verilip öyle bir algı yaratılırken, Rum - Yunan tarafı, maksimalist isteklerini tv dizileri gibi nerdeyse her gün bir biçimde incir ipi örneği yineleyip duruyor. Özellikle de Türk tarafının çok hassas olduğu güvenlik ve garantiler konusundaki söylemleri, provokatif, ürkütücü, ortamı zehirleyici ve kriz yaratmaya yönelik görünüyor. Üstelik bu Ada’da esas karşı çıkılması gereken İngiliz üsleri konusunda tek söz bile edilmiyor.

Yalnız söylemler değil, Rum tarafının doğal gaz konusunda attığı pervasız adımlar, yenilir yutulur gibi değil! İyi niyetli hiç değil! Cenevre’ye birkaç hafta kala bile pervasızlık sürdürülüyorsa ve bu pervasızlık inanılmaz bir hoşgörüyle karşılanıyorsa, buna sadece şaşılır.    
 
CENEVRE’DE NE OLUR?

Bizimkilerle Eide’nin çakışan söylemlerinden biri, AB ile ilgili. Öyle anlaşılıyor ki AB, “gözlemci olarak” deniyorsa da bir biçimde masada yer alabilecek. Ki bana göre bu gerçekleşirse, Türk tarafının ciddi bir erozyonu olacak. AB, konferans salonuna girmemeli ve Türk tarafı salona çağrılmasına izin vermemeli! AB’nin o konferansta yeri olamaz. Güvenlik ve garantiler konusunda da sözü olamaz.   

Beşli konferansın çoklu konferansa dönüşmesini kabul etmenin, Türk tarafı açısından, sorunun özünü değiştiren çok ciddi bir hata olacağını ve Kıbrıs sorununun formatını değiştireceğini daha önce de burada yazdım. Hele hele, Güney’in Kıbrıs Cumhuriyeti olarak konferansta gözlemci hatta izleyici olarak bile katılmasını kabul etmek ya da buna göz yummak, “diplomatik intihar” sayılabilecek bir delalet olacak ve de özellikle Türk hariciyesinin hanesine yeni olumsuzluklar katacaktır. BM’nin asla öyle bir davet yapmaması gerekir ve Türk tarafı bu konuda asla sessiz kalmamalıdır.

Güvenlik ve garantiler konusu mu? Bu konuda çok yazdım. Etkili, fiili ve caydırıcı Türk garantisinin olmayacağı bir çözümü hayal bile edemem. Kıbrıs Türk Halkı’nın da hayal edemeyeceğini düşünüyorum. Caydırıcı Türk garantisinin olmayacağı bir çözümün potansiyel olarak bizi yakın coğrafyamızla benzeştirebileceğini göz ardı edemeyiz. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da zaman zaman dile getirdiği gibi, Rum Halkı’nda bu yönde çalışacak potansiyel kurumlaşmanın varlığını kimse yadsıyamaz.  

Bu konuda geri adım atılsa bile, bunun Kıbrıs Türk Halkı’ndan geriye döneceğini düşünüyorum. Kişi olarak ben de bunun için beynimin, elimin elverdiği son noktaya kadar ne gerekirse onu yapacağım. 

Sırf üzerinde durduğum olumsuzluklar için konferans bozulur mu? Bozulursa bozulur. Bozulmayacak diye o kadar edilgen davranmanın izahı olamaz.  

Bu durum karşısında Cenevre’den sonuç çıkar mı?

Bana göre zor çıkar. Hatta 12 Ocak 2017 için planlanan güvenlik ve garantilerin konuşulacağı konferans toplanmayabilir de! Ve bu konferansın toplanmamasını Rum tarafına yüklememek adına, oyunbozanlığı Yunanistan yapabilir.  

NOT Yeni yılınızı kutlar, daha nice mutlu, huzurlu, sağlıklı yıllar dilerim.
 
| Vatan, 27 Aralık 2016