49 yıllık (1968 – 2017) Kıbrıs görüşmeleri çöktü ama dünyanın sonu gelmedi, yaşam sürüyor. Dünya böyle, hem kişiler, hem toplumlar/halkalar/uluslar için bir süreç biter, yenisi başlar. Önemli olan yaşananlardan ders çıkarıp yeni sürecin nasıl yönetileceğidir.

            Görüşme sürecinin içeriği için aynı şeyi söylemem mümkün değil ama Crans Montana’nin, Türk tarafının, hatta özelde Sayın Akıncı’nın başarısı olduğunu kabul etmek gerekir. Sayın Akıncı ta baştan bu görüşmelere zaman sınırlaması koymaya çalıştı. Bunda çok başarılı olamadı ama Crans Montana’nın çökmesi ile buna gereksinim kalmadı.  

İçerik olarak bu aşamada bir şey söylemek istemiyorum. Bu konuda daha önce yazdım. Bu aşamada geriye dönüp tartışmanın anlamı yok.  Artık tartışılması gereken görüşme süreci değil, sonuçtur.

Bir tek güvenlik ve garantiler konusunda bir şey söylemek istiyorum: Masada ne konuşulduğunu, Türk tarafının yaklaşımını tam olarak bilmiyoruz. Sayın Akıncı’nın bazı açıklamaları var. Rum tarafından da sızıntılar başladı. Rum - Yunan tarafının çöküşü bu konuya bağladığı ve bu konuda algı yaratmaya çalıştığı biliniyor. Bu arada dünyada ve Güney’de, Türk tarafının bu konuda ciddi ödün verdiği ve bu ödünü kabul etmemekle Anastasiades’in önemli bir fırsatı kaçırdığı yönünde yorumlar yapılıyor. Bizde de, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, anlaşmazlık konularını madde madde açıklamasına karşın, çöküşün tek nedenini güvenlik ve garantilere bağlayanlar, bunun için gürültü çıkaranlar var. Bana göre de çöküş tek başına güvenlik ve garantiler konusundan olmadı ama öyle olsaydı da doğru olurdu, çünkü Türk garantisinin olmadığı, askeri varlığının sıfırlandığı bir çözüm olamazdı, olmaması gerekirdi. Türk garantisinin olmadığı, askeri varlığının sıfırlandığı bir çözüm Kıbrıs Türk Halkı’nın %80’lerin üzerinde bir oranını mutlu etmezdi ve tek başına bu, olası bir referandumda hayır sonucunu doğurabilirdi. 
 
 
CRANS MONTANA’NIN SONUÇLARI

Crans Montana’da çöken görüşme süreci, bana göre iki önemli sonuç getirdi:
  1. BM gözetimindeki görüşme sürecinin dayandığı parametreler ve yürütülen görüşme formatı fiyasko ile sonuçlandı ve sıfırlandı.
Elbette ki derin diplomasi ve Rum – Yunan cephesi bunun tersini savunacak, bir süre sonra, büyük olasılıkla Rum başkanlık seçiminden sonra “haydi masaya” politikası piyasaya sürülecektir. Benim görüşüme göre Türk tarafı buna asla itibar etmemeli ve aynı parametreler ve aynı formatla masaya dönmemelidir. Dönerse çok yaşamsal ve belki de onarımı olanaksız bir hata yapacaktır.

Tabii ki artık hiç görüşme olmasın demek mümkün değil! Kıbrıs Sorunu orada duruyor ve son noktası kurulacak masada ortaya çıkacak bir uluslararası hukuk belgesiyle konacak. Ama kurulacak masa, 49 yılın tekrarı olmamalı; o masada uygulanacak format ve yol gösterici parametreler aynı olmamalı, artık ütopya olan federal yapı konuşulmamalı!
  1. Yıllarca federal çözümü savunan bir kişiyim. Annan Planı süreci ve daha sonra Mehmet Ali Talat - Hristofyas eşleşmesinin hazin sonucu, daha doğrusu sonuçsuzluğu, federal bir yapılanmanın hayal olduğunu gözler önüne serdi. Bunu, ütopyalaşma olarak görüp değerlendirdim ve yazılarımda, çıktığım televizyon programlarında dile getirdim. Dahası, bu görüşümü 2011’de yayımlanan Evliya Çelebi’nin İzinde Kuzey Kıbrıs Seyahatnamesi ve 2014’te yayımlanan Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumun Üzerine Deneme adlı kitaplarımda kayda da geçirdim. Bana göre, Crans Montana ütopyalaşmaya noktayı koydu. Artık Kıbrıs için federal yapıyı konuşmak ve düşünmek bir ütopyayı konuşmaktan öte anlam taşımaz. Tıpkı önce Anadolu’yu sonra Kıbrıs’ı kana bulayan Büyük Yunanistan ve onun bir parçası olan Enosis; tıpkı Balkanlar’ı kana boğan Büyük Sırbistan; tıpkı Kafkaslar’ı kana bulayan Büyük Ermenistan hayalleri gibi.
Bu aşamadan sonra, federal Kıbrıs’ın peşinden koşmak, hayal dünyasında yaşamak ve ütopya ile avunmak anlamındadır.
Benim için bu konu kapanmıştır. Kıbrıs Türk Halkı için de kapanmalıdır. Bu bir yol ayırımıdır ve Kıbrıs Türk Halkı, tercihini bir hayal ve ütopya için yapmamalıdır.                
 
BUNDAN SONRA NE YAPMALI YA DA “B PLANI”
Kıbrıs Türk Halkı için temel sorun Kıbrıs Sorunu değildir. Hatta bu sorundan kaynaklanan sıkıntılar değildir. Esas sorun, toplumun ihtiyaçlarına yanıt vermeyen, halkını mutlu edemeyen; sorun çözme yeteneği olmadığı gibi sorunları derinleştiren ve kendisi de sorun olan siyaset kurumudur.  

Toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren, halkını mutlu eden, sorun çözen bir siyaset kurumunun yönettiği bir devlet olsa, Kıbrıs Türk Halkı için bir Kıbrıs sorunu olmazdı.

Ambargoların, dışlamaların, izolasyonların elbette ki önemi ve olumsuz etkileri çoktur ama bunlar aşılamayacak engeller değildir. Nitekim büyük oranda aşılmaktadır. Kaldı ki sorun çözme yeteneği olan bir siyaset kurumu, bunları da çözer ya da bunları dolanmanın yolunu bulur.

Önümüzdeki dönemdeki sıkıntımız da siyasetin kendisi olacaktır. Bunu telafi edecek bir ortak akla ve güçlü bir siyasal liderliğe gereksinimiz vardır. Bu liderlik, bunun bilincinde olan, olabildiğince en geniş çerçevede uzlaşı sağlayabilecek bir liderlik olmalıdır. Hamasetle, hissiyatla, rüyalarla değil; baskıcı yöntemler, ötekileştirme, diyalogsuzlukla hiç değil; ortak aklı ortaya çıkaran, ayakları yere değen, kucaklayıcı, gerçekçi, sonuç verici söylem ve politikalarla yürüyecek bir liderlik!

Sayın Akıncı’nın dediği gibi, “dünyanın sonu değil, onurlu, modern, çağdaş, laik bir toplum olarak yaşamanın yollarını bulabiliriz.”  Ve elbette bunu kendi devletimizle yapacağız. Yani tek cümle ile söylemek gerekirse hedef kadife ayrılık olmalıdır.

Her türlü diyalog, işbirliği, güçbirliği, ortak harekete açık bir kadife ayrılık!

Yukarıda da anlattığım gibi, ambargolar, dışlamalar, izolasyonlar aşılamayacak, etrafından dolanılamayacak engeller değildir. Bunları tümüyle kaldırmanın ve tanınmayı sağlamanın, bugünkü dünya düzeni içinde çok da kolay olmayacağı iyi bilinmeli, bu konularda zamana oynanmalıdır. Bu bağlamda halkımızda yeni travmalar yaratma potansiyeli ile yüklü, başarısızlığı kesin olan adımlar atılırken çok dikkatli olunmalı; sonuçları iyi hesaplanmalıdır.  

Ne yazık ki önümüzde riskli bir dönem vardır. Rum – Yunan cephesinin doğal gaz konusundaki maksimalist, provokatif ve gerginliği çağrıştırıcı/tırmandırıcı tutumunu sürdürmesi durumunda sıcak çatışma hiç de olası dışı değil!
Velhasıl, hiç bitmeyen sıkıntılı dönemlerinden birindeyiz.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.