“… anayasa değişiklikleri için gidilen referandumlarda, bir yandan halkların bu değişikliklerle ilgili olmayan hususlara karşı tepki olarak oy verdiği durumlarla karşılaşılmakta, diğer yandan ise (Kalifornia eyaleti örneğinde olduğu gibi) popülist akımlardan etkilenerek gelecek kuşaklar için menfi sonuçlar doğurabilecek değişikliklerin onaylanmasıdır. Bu duruma bir örnek de ülkemizde yaşanmıştır. 2014yılında Cumhuriyet Meclisi’nden tüm partilerin onayı ile geçirilen Anayasa değişiklikleri, içerikle ilgili olmayan başka tepkiler nedeniyle halk tarafından reddedilmiştir.”
Yukarıdaki, bana göre dehşet verici ifade, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın Cumhuriyet Meclisi başkanı Sayın Sibel Siber’e gönderdiği mektupta yer almaktadır. Bu satırları okurken gözlerime inanamadım ve birkaç kez okudum. Yıllarca birlikte demokrasi, demokratikleşme savaşımı verdiğimiz Sayın Akıncı’nın kaleminden, ya da onayından geçmiş olamaz bu satırlar diye düşündüm ve halen de öyle düşünüyor ve onu tenzih ediyorum. Çünkü bu satırlar, demokrasiden, demokrasinin temeli olan halk iradesinden nasibini almamış, alamamış bir kişinin kaleminden çıkabilir.
Olası federal devlette anayasal değişikliklerin halkın onayından geçmemesini benim anlamam ve bunu kabullenmem mümkün değildir. Hele yukarıdaki gerekçeyi anlamak ve kabul etmek asla ve asla mümkün değildir.
DEMOKRASİ MÜKEMMEL DEĞİL, KÖTÜLERİN İYİSİDİR
Bu da, Ocak 2015’te yayımlanmış olan “Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumu Üzerine Deneme” adlı kitabımdan bir aktarma: “Bir görüşe göre, ‘sorun ve suç halktadır.’ Halk iyileri seçmediği ya da seçemediği için işler iyi gitmiyor. “Bunun, temsili demokrasiye ters, daha çok ‘seçkinci’! bir yönetim anlayışının göstergesi olduğunu düşünüyorum. Demokrasi, seçkinlerin değil sıradan insanların, bir zamanların deyişi ile ‘sokaktaki adam’ın; akıllı, zeki ya da dahi insanların değil orta zekâlı insanların yönetimidir. Dahası demokrasi ‘mükemmel’ değil, kötüler içinde en iyi yönetim biçimidir.
“Elbette ki demokrasinin büyük hastalığı popülizm, yağma anlayışı ya da patronaj sistemi, yani rant kültürü tek yanlı değildir. Verenin yanında alan da vardır. Rantı kabul ederek, en temel demokratik haklardan biri olan ‘oy’ kullanma hakkını kötüye kullanan seçmen ‘muteber’ bir seçmen değildir. Ve nasıl popülizm hastalığı var diye demokrasiden vazgeçemezseniz, muteber olmayan seçmenler var diye demokrasiden de vazgeçemezsiniz.
“Sözün kısası, hem demokrasiyi savunmak, hem olumsuzluklardan halkı sorumlu tutmak benim için anlaşılır değildir."……….
“Yani kısacası halkı suçlamak, demokraside hak olsa da ‘saçmalamak’tır ve bu ‘sorun halktadır’ saçmalamasını benim kabul etmem ve onaylamam, kesinlikle mümkün değildir.” (İsmail Bozkurt, Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumu Üzerine Deneme, Zeytin Yayınları, Lefkoşa-KKTC, Ocak 2015, sayfa 201 ve 204)
ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ KONUSUNDA HALKI DEVRE DIŞI BIRAKMAK
Bizim anayasal sistemimizde anayasadaki her değişiklik halkoylaması yoluyla halkın onayına sunulur. Buna karşı siyaset kurumumuz bundan hoşnut değil! Gelin by konuda da yukarıda sözünü ettiği kitabımda yazdıklarıma bir göz atalım: “Bir anlayış da, anayasal değişiklik için Meclis’in üye tamsayısının üçte iki çoğunluk gerektirmesi yanında halkoylaması ile halkın onayının gerekmesine karşı çıkar. Özelikle de halkoylaması engel olarak görülür. 2010 seçimleri ile oluşan parlamentoda yer alan siyasal partiler, ‘demokratikleşme’ söylemini sürdürürken, ‘demokratikleşmeyi’ tersine çevirecek bu anlayışı hayata geçirecek tutum içine girdiler. Bu bağlamda anayasanın değiştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla anayasal değişikliklerin halkoylamasına gitmesinin önünü kesmeyi uygun gördüler. Başka bir anlatımla ‘Anayasa’yı değiştirerek anayasal değişikliklerin halkoylamasına sunulmasına gerek olmamasını sağlama’ konusunda uzlaştılar.
“Yıllardır demokratikleşmeden ve sivilleşmeden söz edilen ülkemizde, geri adım atma anlamı taşıyan, seçmene verilen bir hakkın geri alınması konusunda partilerin ve parlamentonun neredeyse toptan uzlaşabilmesi, ilginç ve demokrasimiz adına utanç verici bir girişim idi." Bu girişim toplumda büyük tepkiler doğurdu. Ben de buna şiddetle karşı çıkarak düşüncelerimi gazete yazıları, televizyon programları kanalıyla kamuoyu ile paylaştım. Bu karşı çıkışım ilkeseldi ve birçok nedene dayanıyordu. İşte aklıma ilk gelen nedenler:
 Yapılmak istenen, demokratikleşme sürecinden geri adım atma anlamında bir uygulama idi.
 Seçmenin elindeki demokratik bir hak geri alınacaktı.
 Yaygınlaştırılması gereken demokrasi, sınırlandırılıp daraltılmış olacaktı.
 Sistemimizdeki tek ‘doğrudan demokrasi’ unsuru, sözde ‘temsili demokrasi’ lehine kısıtlanıp sulandırılmış olacaktı.
 Bu tersine gidişin, ‘demokratikleşme’ istemlerinin gündemden hiç düşmediği bir ortamda ortaya çıkması çok garip olacaktı.
“Değişiklik için öne sürülen gerekçe de ilginçtir: Anayasa’yı değiştirmek zor olduğu için, bunu kolaylaştırmak gerekiyormuş. Tabii ki çok basit, anlamsız ve saçma bir gerekçe!
“Bu konuda söyleyeceklerim şöyle:
 Anayasa’nın değişmesi elbette zor olmalıdır. Yapılması gereken, halka gitmeyi önlemek değil, süreci basitleştirerek kolaylaştırmak ve kısaltmak; bir doğrudan demokrasi yöntemi olan halkoylamasına daha sık ve daha çok gitme olanağı yaratmaktır.
 Sistemimizdeki ‘doğrudan demokrasi’ unsuru bağlamındaki seçmene verilen bir hakkı geri almaktansa, ona daha çok söz hakkı tanıyacak düzenlemeler yapılmalı; ‘doğrudan demokrasi’ daha da yaygınlaştırılmalıdır.
 Anayasa değişikliklerinin referanduma gitmesinin önünü tıkayacak düzeneklerle halkın yönetime katılımı önleneceğine, daha çok katılımını sağlayacak düzenekler yaratılmalıdırlar.
 Halkoylamasına gitmeden anayasayı değiştirmek yetkisi ve olanağı olan bir ‘kötü yönetim’in neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
“Doğan tepkiler üzerine başlatılmış olan süreç ‘ertelendi1 ve siyaset kurumunun bir ayıbı önlendi.” (İsmail Bozkurt, Kıbrıs Türk Halkı’nın Siyaset Kurumu Üzerine Deneme, Zeytin Yayınları, Lefkoşa-KKTC, Ocak 2015, sayfa 191-193)
SON OLARAK
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Sibel Siber’e gönderdiği mektupta, olası federal devlette de anayasa değişiklikleri için halkoylamasına gidilmeyecek. Başta da yazdım. Benim bunu kabul etmem mümkün değil! Yalnız yukarıda saydığım ilkeler ve nedenler dolayısıyla değil! Kıbrıs’ın iki halkının ayrı self determinasyon hakkının somut ve uygulamalı kanıtı olan ‘iki referandum’ konusunun, federal yapıda öngörülen iki toplumlulukla iki kesimliğin de güçlendirici etmenlerin başında gelmesindendir.
Hiç ama hiç kuşkum yok ki, federal devlet kurulsa bile ortağımız, bizim haklarımızı erozyona uğratma çabasından hiç vazgeçmeyecektir. Bu bakımdan eşitliğimiz ve ayrı self determinasyon hakkımız sürdürülür ve görünür olmalıdır. Ve bu sürdürülülebilirlilik ile görünürlüğü sağlayacak şeylerin başında ayrı referandum hakkımızdır.