Dönüşümlü Başkanlık, üç garantör ülke (Türkiye, Yunanistan, Birleşik Kırallık) ile Ada’nın iki toplum liderinin katılımıyla Cenevre’de yapılan beşli konferansta da sonuca ulaşmadan süregiden, Kıbrıs’a federal bir yapı bulma amaçlı görüşmelerin kilit noktalarından biri durumunu koruyor. Her ne kadar bunun kabul edilmiş olduğu söylense de ortada kesinleşmiş bir uzlaşı olmadığı da belli!

Şunu peşinen belirteyim ki dönüşümlü başkanlığın, Kıbrıs Türk Halkı’nın “olmazsa olmaz”larından olduğu görüşüne katılıyorum. Sayın Akıncı’nın bu konudaki ısrarı %100 haklıdır. Gerçekten de bir Kıbrıslı Türk’ün asla başkan olacağı bir federal yapı olamaz. Ancak bunun anlamı simgesel olup siyasal eşitliğimizi tek başına sağlayan bir unsur değildir. Daha doğrusu siyasal eşitliğimizin simgesel bir göstergesinden çok fazla anlamı yoktur.

1960 ORTAK KIBRIS CUMHURİYETİ’NDEKİ BAŞLANLIK SİSTEMİ

Başkanlık sisteminin doğduğu ve en iyi uygulandığı yer ABD’dir. Bu sistemin, Türkçe’de “fren ve denge” olarak nitelenen  “check & balance” üzerine kurulduğu kabul edilir. Güçler ayırımı belirgindir. Güçlerin birbirlerini frenleyecek ve dengeleyecek yetkileri vardır. 

1960 ortak Kıbrıs Cumhuriyetin’de de başkanlık sistemi vardı, ama ABD’deki sistemle  arasında çok büyük farklılıklar bulunmaktaydı. “Check & balance (fren ve denge)” konusu, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda farklı biçimde çözülmüş; “fren ve denge”ler, yalnız güçler arasında değil, iki eşit ortak arasında da kurulmuştu. Cumhurbaşkanı ile Yardımcısı’nın veto yetkisi, parlamentoda belli konularda karar almak için ayrı çoğunluk gerekmesi gibi!

Başkanlık sistemiyle tümden ters bir şey de vardı 1960 sisteminde! Bu sisteminin çok belirgin özelliği yürütmenin tümüyle başkanın elinde olması, “kabine/Bakanlar Kurulu” gibi bir kurumun olmamasıdır. 1960 sisteminin en belirgin özelliklerinden biri ise, başkanlık sistemi olmasına karşın “kabine” kurumunun da öngörülmesiydi ki bunun nedeni Türk Başkan Yardımcısı’nın bertaraf edilmesiydi. “Kabine” kurumuyla Rum Başkan, dolaylı da olsa Türk Başkan Yardımcısı’nın üstüne çıkarak, birlikte karar gerektiren belli konular dışında yürütmeye tek başına egemen durumuna getirilmişti. 

Nasıl mı? 10 kişilik Bakanlar Kurulu’nun 7 üyesini Rum Başkan, 3’ünü Türk Başkan Yardımcısı görevlendiriyordu. Rum Başkan ve Türk Başkan Yardımcısı birbirlerinden bağımsız olarak bu yetkiyi kullanıyordu ve diledikleri anda onları görevden alabiliyorlardı ki bunun anlamı Bakanlar Kurulu’nda Rum Başkan’ın 7 oyu olması yani kararları tek başına alabilmesi demekti. Bunun istisnası Rum Başkan ile Türk Başkan Yardımcısı’na eşit olarak verilen belirli konulardaki veto hakkıydı.  

OLASI FEDERAL YAPIDA ÖNGÖRÜLEN BAŞKANLIK SİSTEMİ

Açıklandığı kadarıyla olası federal yapıda Başkanlık sistemi öngörülüyor. Bu sistemde (dönüşümlü başkanlığın kesin olduğu varsayımıyla) başkanlık dönüşümlü olacak ve dolayısıyla 1960 sisteminden farklı olarak bir Türk de Başkan olabilecek. 

Öngörülen ya da öngörüldüğünü varsaydığımız başkanlık sisteminde, 1960 sistemindeki gibi sistemin özüne ters bir “kabine” yani “Bakanlar Kurulu” olacak. 7’si Rum, 4’ü Türk, 11 bakandan oluşacak bu Bakanlar Kurulu’nda kararlar çoğunluk esasına göre alınacak ancak her kararda en az bir Türk Bakan’ın da oyu olması gerekecek. 

Öngörülen bu Bakanlar Kurulu’nun anlamı çok açıktır. Orada Başkan Türk olduğu zaman da, Rum Bakanlar çoğunlukta olacak ve kararların alınmasında onlar etkili olacak.  Kararlarda bir Türk bakanın oyunun gerekli olması, uzlaşmayı dayatacak bir unsurdur ama bu ancak çoğunluğun istemini frenlemek bakımından yararlı olabilir, karar üretmede değil! 

Yani ve açıkçası, Başkan’ın Türk olduğu dönemlerde de Rum Başkan Yardımcısı’nın borusu ötecek; gerçek başkan Rum Başkan Yardımcısı olacak! 

Elbette ki orada Türk Rum ayırımı olmadan tüm bakanların Türklük ya da Rumluk’larına bakmadan karar verecekleri hayaliyle avunanlar var ama öyle olmayacak. Birkaç kuşak sonra gerçekleşir mi bu? Belki!  

        İşin özü, dönüşümlü başkanlık ve kararlarda bir Türk bakanın oyunun gerekliliğinin siyasal eşitliği tümden sağlamayacağıdır.

    Bir husus daha var: Eğer Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Sibel Siber’in uyardığı gibi, %20 oranında çapraz oy gelirse,  bizim başkanlık seçimlerimizde Rumlar’ın %40 (%20 iç vatandaş + %20 çapraz oy)  oyu olacak demektir ki bunun adı bizim bakımımızdan yıkım ve siyasal eşitliğin bu bakımdan da elden gitmesi demektir. Çünkü az önce değindiğim gibi topumuza yakınımızın Güney’e yerleşmesi mümkün olmayacağına göre biz Rum Başkanlık seçimlerinde aynı oranda etkili olamayacağız.

SONUÇ OLARAK

    Başta Cumhurbaşkanı, hemen herkesin üzerinde ısrarla durduğu bir konudur siyasal eşitlik! 

    Bu eşitliğin önemli göstergelerinin başında kurucu devletler gelir ama bu yeterli değil! Federal ortaklığın da bunu olanaklı kılması gerekir. Oysaki bizim kurucu devletimizde %20 oranında Rum iç vatandaş/seçmen yani bizim siyasal irademize %20 oranında müdahale olanağı verilmesi, siyasal eşitliği büyük oranda alabora etti; çünkü bizim de Rum Kurucu Devleti’nde aynı duruma gelmemiz için topumuza yakınımızın Rum Kurucu Devleti’nin yurttaşı olması gerekir.  Yani bu %20 oranı kağıt üstünde eşitliği sağlıyor gibi ama kağıt üstündeki bir hak, uygulamada mümkün olmazsa hak değildir.

    Bu durum ve yukarıda yürütme bakımından söylediklerim siyasal eşitliğin çok uzağında olduğumuzu gösteriyor. 
    Bunun ayırımında olmamız gerekir!