Kuzey Kıbrıs:
ESKİ MÜZAKERECİLER OSMAN ERTUĞ VE M. ERGÜN OLGUN'UN AÇIKLAMASI
50 Yıla yakın bir süredir devam eden müzakerelerin sonunda “Nihai Karar Konferansı” olarak tanımlanan Crans-Montana zirvesinin başarısızlığı, iki tarafın öngördüğü uzlaşı modelindeki çatışmayı bütün çıplaklığıyla bir kez daha ortaya koymuştur. Kıbrıs Rum tarafı, Yunanistan'ın da desteğiyle, müzakerelerde, işgal ettikleri ve tekellerine geçirmiş olup üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmek istedikleri 1960 Kıbrıs ortaklık Cumhuriyeti temelinde, Türkiye'nin garantisinden arındırılmış üniter bir devlet hedeflerken, Kıbrıs Türk tarafı, öngörülen mutabakat parametrelerine uygun olarak, eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık kurma arayışı içinde olmuştur. Sonuç olarak, müzakerelerde gelmiş olduğumuz nokta, hem Ada ve bölgemiz gerçekleri hem de üzerinde mutabakata varılan uzlaşı parametreleri ile de bağdaşmamaktadır. Gerek daha önceki süreçler döneminde gerekse Crans-Montana zirvesinde, yapılan bütün telkinlere ve Kıbrıs Türk tarafının, zaman zaman makul uzlaşı sınırlarını aşarak gösterdiği tüm esnekliklere rağmen, bu farklılıkların aşılamamasından ders çıkarılması gerekir.

Kıbrıs’ta ihtiyaç duyulan uzlaşının yeni bir ortaklık ilişkisi düzenlemek ve bunun müzakeresini yapmak olduğu ortada iken, Rum tarafının manipülasyonları ile Crans-Montana Konferansı Ada’dan Türkiye’nin etkin ve fiili güvencesinin nasıl kaldırılacağı toplantısına dönüştürülmek istenmiştir. Bu yapılırken, Kıbrıs’ta 40 yılı aşkın bir zamandır huzur ve sükuneti sağlayanın Türkiye’nin fiili ve etkin garantisi olduğu gerçeği unutturulmak istenmiştir. Ne yazık ki Kıbrıs Rum ve Yunan tarafı Konferansın hemen ardından suçlama oyununa başvurarak, sürecin ta başından hatta öncesinden planlandığı şekilde başarısızlığın suçunu Türk tarafı üzerine yıkma çabalarına hız vermiştir. Çığırtkanlığıyla bilinen Yunanistan Dışişleri Bakanı Kotsias'ın başını çektiği bu suçlama oyununa Rum Lider Anastasiades de sadece katılmakla kalmamış, buna başka bir boyut getirme gayreti içine girmiştir. Rum Lider'in yaptığı açıklamalarda sarfettiği "Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin mi yoksa Türkiye'nin mi bir parçası olmak istediklerine karar vermeli" ve “Kıbrıslı Türklerin, Türkiye ile olan göbek bağı kesilmeli” şeklindeki sözleri bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bu talihsiz ve tahrikkar açıklamalarıyla Anastasiades, görüşmeler sürecindeki ana hedef ve stratejisinin Kıbrıs Türk halkını Anavatan Türkiye'den koparma ve halkımızı 1963'te silah zoruyla gasp ettikleri "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne yama yapma olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı'nın da açıkladığı gibi, Kıbrıs Türk halkının, tamamen Rum işgali altında olan sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne yama olmayı asla kabul etmeyeceğini Anastasiades ve tüm ilgililerin bilmesinde yarar vardır.

Sayın Anastasiades'e soruyoruz: Kendi halkı ve devleti Yunanistan'la bağlarını koparmak istiyor mu, hatta istese de koparabilir mi? Avrupa Birliği üyeliğini gerçekleştirmekle AB içerisinde Enosis'i gerçekleştirdiklerini resmi ağızlardan açıklayan yine kendileri değil mi?

Halkımıza karşı onyıllardır izolasyon ve ambargolar uygulayan, baştan beri tüm ortaklık haklarımızı ihlal eden ve en sonunda bunu Ada etrafındaki denizlerin altında yatan doğal kaynaklardaki haklarımızı da gasp etme faaliyetleri sürdüren Kıbrıs Rum Yönetimi'ne karşı, can ve mal güvenliğimiz dahil tüm haklarımızı savunmakta yanımızda duran tek ülke olan Anavatan Türkiye'den kopmamızı istemek, en hafif tabiriyle Kıbrıs Türk halkına karşı bir saygısızlıktır.

Crans-Montana'daki toplantıların ve genelde 50 yıldır süren Kıbrıs'ta federal çözüm arayışlarının başarısızlıkla sonçlanmasının müsebbibinin hangi taraf olduğu herkesçe bilinmektedir. Geçmiş dönemlerdeki Rum uzlaşmazlığı BM Genel Sekreteri'nin ilgili raporlarına da girmiş bir husustur ve bu süreçlerde Kıbrıs Rum tarafının en az 15 kez BM önerilerini/planlarını reddetmekle çözümün önünü tıkayan taraf olduğu Kıbrıs Rum Yönetimi'nin önde gelen eski yetkililerinden Nikos Rolandis tarafından da açıklıkla ortaya konmuştur. Crans-Montana görüşmelerindeki başarısızlığın sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan olduğu ise Güney'de yayınlanan bazı gazeteler, hatta siyasi çevreler tarafından da kabul edilmektedir. Uluslararası toplum da bunu bilmekte, ancak yapılan beyanlarda bunun açıklanmasından kaçınılmaktadır. Buna rağmen, Crans-Montana Konferansında AB Heyeti içinde yer alan bir üst düzey yetkilinin, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda zirvenin başarısızlığından Rum tarafını sorumlu tuttuğu belirtilmektedir.

Bu bağlamda BM Genel Sekreteri'nin Crans-Montana'daki toplantılarla ilgili gerçekleri Güvenlik Konseyi'ne vereceği raporda yansız ama açık bir şekilde ortaya koymasını bekliyoruz. Kıbrıs Rum tarafının raporu ve uluslararası toplumu kendi leyhlerine etkilemek için yoğun bir çarpıtma/suçlama kampanyasını şimdiden başlattığı bildirilmektedir. Kıbrıs Türk tarafının da Türkiye ile birlikte içte ve dışta yoğun bir bilgilendirme seferberliği başlatması gerektiği kanaatindeyiz. Kıbrıs'ta 50 yıla yakın bir süredir devam eden federal çözüm arayışlarının tükendiği, buna BM olsun, AB olsun, uluslararası toplum tarafından da bizzat tanıklık edildiği yadsınmaz bir gerçektir. Varılan noktada "her şey kabul edilmeden hiçbir şey kabul edilmiş sayılmaz" prensibi çerçevesinde, taraflarca bugüne kadar ortaya konan tüm pozisyon, öneri, harita ve belgeler de ortadan kalkmıştır. Artık Crans Montana’da bırakıldığı yerden müzakerelere devam etmek söz konusu değildir ve olmamalıdır.

Tarihi bir dönüm noktası olan Crans-Montana toplantıları neticesi halkımızın önünde yeni bir sayfa açılmıştır. Bir milat olduğunu değerlendirdiğimiz bu yeni dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında Halkımız güvenlik, eşitlik ve özgürlük mücadelesine devam ederken, ortak akılla belirlenecek yeni yol haritamızın Devletimizi içte ve dışta geliştirmeye yönelik bir vizyon temelinde olması gerektiği inancındayız. Gerçek eşitliğe dayanmayan bir zeminde, izolasyon ve kısıtlamalar altında müzakere etmenin, statükoyu devam ettirmekten başka bir amaca hizmet etmeyeceğini son 50 yılın tecrübesi göstermiştir. İleride yeni bir süreç başlatılacak olsa bile bu, Kıbrıs Rum tarafına endeksli, bizi yeniden sonu belirsiz bir sürece mahkum edecek bir süreç değil, iki Devlet zemininde, iyi komşuluk ilişkileri içinde nasıl yaşayacağımızın koşullarını belirlemeye yönelik bir süreç olmalıdır.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Eski Görüşmeciler Osman ERTUĞ Ve M.Ergün...
Sürecin başarısızlıkla sonuçlandığı bizzat Guterres'in kendisi tarafından açıklanması, daha...

Haberi Oku