Özel Haber:
BPDG | GÜVENLİK VE GARANTİLER DEĞERLENDİRMESİ

Kıbrıs sorununa eşitlikçi, gerçek bir federal yapı kurarak çözüm bulma arayışlarında güvenlik ve garantilerin her zaman en temel konulardan biri olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Kıbrıs Türk halkının bu konuda taviz vermesi söz konusu olmamalı, garantilerin devamı olmazsa olmazımız olarak korunmalıdır.

Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi konusu, Kıbrıs Türkleri için her zaman hayati önem taşımıştır, çünkü geçmişte Kıbrıs Türk Halkı’nın toplumsal statüsünün Rum – Yunan tarafınca yok edilememesinin bir etkeni Kıbrıs Türk halkı tarafından gösterilen direniş; diğer etkeni ise Türkiye’nin garantisi olmuştur.

Nitekim Garanti ve İttifak Antlaşmaları 48 yıl süren müzakere süreçlerinde son döneme kadar tartışmaya açılmadı ve geçerliliği değişmedi. Üstelik bilinen nedenlerle bizim tanımadığımız "AB-Kıbrıs Cumhuriyeti Katılım Antlaşması"nda dahi üye ülkelerin parlamentolarında onaylanarak Birincil Hukuk olarak geçerliliğini korudu, korumaya da devam ediyor.

Hal böyle iken ve Sayın Cumhurbaşkanı dâhil tüm Kıbrıs Türk toplum dinamikleri Türkiye’nin garantisinin sürmesi gerektiğini sık sık ortaya koyarken, Rum – Yunan tarafı, gelecekteki niyetlerini ortaya koyarcasına, görüşme sürecinin son aşamasının başlamasından bugüne kadar, önce garantiler konusunda toptancı ve retçi bir politika yürütmüş, sonuca gitme olasılığı yükseldikçe ise bu konudaki tavrını, taktiksel manevralarla sürdürmüştür.

Yunanistan, 2. Mont Pelerin görüşmeleri sürerken, yalnız garantilerin kaldırılacağı ve Türk askerinin tamamen çekileceği bir "çoklu konferansa" katılacağını açıklayacak kadar, hem de geleneksel “Rum tarafı karar verir, Yunanistan destekler” politikasını görüntüde de olsa bir yana atarak işi ileriye götürmüş; Mont Pelerin görüşmelerinin çıkmaza girmesinden sonra ise, Rum tarafından salt taktiksel mülahazalarla “süreli garanti” konusu kamuoyunun gündemine getirilmiş, yani sınırlı bir sürenin sonunda garantilerin topyekûn iptalindeki ısrar sürdürülmüştür.

Rum – Yunan tarafı ve onların ağzıyla konuşan "derin diplomasi", garanti sistemini “çağdışı” olarak nitelerken, bu adanın iki toplumundan birinin diğerinin toplumsal statüsünü yok etme ve onu hegemonyası altına almaya çalışmasının çağdışılığı konusunda sessiz kalmaktadır.

Rum-Yunan tarafının sessiz kaldığı diğer bir husus da, adada iki İngiliz askeri üssünün "egemen" statüsüyle varlığının devamıdır. Bu gerçekler, Kıbrıs Rum tarafının garantilerin "çağdışı" olduğu argümanının ne derece ikiyüzlü ve samimiyetten uzak bir yaklaşım olduğunu açıkça göstermektedir.

Beşparmak Düşünce Grubu, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin, olası yeni bir anlaşmayı garanti edeceği için anlamı/etkinliğinin garanti edeceği yeni anlaşma şartları ile sınırlı olacağı gerçeğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini; bu bakımdan siyasal/egemen eşitlik, iki kesimlilik, ekonomik/toplumsal dirilik/dinamizm ve bunların mutlak anlamda gözetilmesi ve pratikte uygulanabilir olmasının, iç hukuk bakımından Kıbrıs Türk Halkı’nın güvencelerinin temelini oluşturacağının; bu temel ilke ve yaşamsal gereksinimlere getirilecek herhangi bir sulandırma veya sınırlamanın Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini o oranda anlamsız kılacağının bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Keza, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin her ne şekilde olursa olsun belirli bir süreyle sınırlandırılmasının, hatta Annan Planı’nda olduğu gibi belirli sürelerle "gözden geçirilmesi"nin Kıbrıs Türk Halkı açısından kabul edilemez olduğunu, garanti konusunun ancak birkaç kuşak sonra, iki halk arasında güven ortamının oluşması ve ancak o kuşakların ihtiyaç duyması durumunda yeniden gündeme gelmesi gerektiğini değerlendirmektedir.

BPDG | 2 Aralık 2016

Yusuf KANLI | Eskiyle Güya Yeni Başlangıç…
Hadi gözümüz aydın. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile “kimyası çok uyuşan” Nikos Anastasiades ikinci...

Haberi Oku