Özel Haber:
ESKİ GÖRÜŞMECİLER OSMAN ERTUĞ VE M. ERGÜN OLGUN'UN AÇIKLAMASI
Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi'nin 1950 Enosis plebisitinin okullarda anılmasına ilişkin olarak almış olduğu son karar ve bu kararın Kıbrıs görüşmeler sürecine yapmış olduğu tahribat, iki halk arasındaki diyalog ve ilişkileri bir dönüm noktasına getirmiş olup, bugüne kadar Kıbrıs Türk tarafınca izlenen politikanın gözden geçirilmesini gerektirir niteliktedir. Resmi çevreler dâhil, Kıbrıs Türk halkının her kesiminden bu karara gösterilen ortak tepki ise, toplumsal bir duyarlılığın ifadesinden de öte, varoluş, özgürlük ve eşitlik mücadelemizde hala daha ne gibi bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzun halkımızca idrakinin göstergesidir.

Kıbrıs'ın yakın tarihindeki felaketlerin ana kaynağı olan Enosis ideolojisinin tarihin tozlu sayfalarında kaldığı varsayımıyla on yıllardır görüşme masalarında harcanan zaman ve enerjinin boşa gittiği, amacın iki halkın özgür iradesiyle eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık kurmak değil, Elen unsurun hakimiyetinde bir yapı oluşturmak olduğu anlamına gelen bu gelişmenin, iki toplumlu, iki kesimli federasyona yönelik görüşmeler sürecini anlamsız hale getirdiğini değerlendirmekteyiz. Bir başka değişle, Kıbrıs Rum tarafı, bugüne kadar masada federasyon görüşüyor izlenimi vererek Kıbrıs Türk tarafı ve uluslararası toplumla oynamış, esas amacının anlaşmak değil, halkımıza karşı uyguladığı izolasyon/ambargolar ve sürdürdüğü yoğun propaganda faaliyetleriyle bizi çökertmeyi amaçlamıştır.

Konuyla ilgili uzmanların da belirttiği gibi, federasyonlar birbirlerine tamamen zıt vizyon/amaç, değer ve duygular içinde olan topluluklar arasında değil, ancak birbirleri ile geniş bir ortak çıkar/amaç alanı bulunan, birbirlerine ihtiyaç duyan ve ortak çıkar/amaçlarını gerçekleştirmek için samimi işbirliği ruhu içinde hareket eden eşit halklar/siyasi yapılar arasında gerçekleştirilebilir. Böyle bir yapıcı ruhun temel unsurları ise karşılıklı saygı ve güvendir. Kıbrıs Rum tarafında, Kıbrıs Türk halkını hiçe sayan benmerkezci Enosis zihniyetinin sadece var olmakla kalmayıp, canlılığını sürdürdüğünün somut bir kanıtı olan bu son gelişme, adadaki iki halk arasındaki güven uçurumunu daha da derinleştirmiştir. Rum lider Anastasiades'in atılan bu adımın son derece yanlış olduğunu kabul edip zararlarının nasıl telafi edilebileceğini araştırmak yerine, bu talihsiz kararı örtbas etme yönüne gitmesi ve Cumhurbaşkanı Akıncı'nın haklı tepkisini “aşırı” olarak tanımlaması ise ibret vericidir. Sayın Anastasiades bununla da kalmayıp, söz konusu kararın geri alınması talebine atıfla, "neyi geri alayım; tarihi mi değiştireyim" şeklinde son derece gayrı ciddi ve anlamsız bir ifadeyle,

kararın yarattığı tahribatı gidermeye çalışmayacağını ortaya koymuştur. Halbuki, Kıbrıs Türk tarafının kastettiğinin tarihin değiştirilmesi değil, öngörülen federal ortaklıkla taban tabana zıt Enosis ideolojisinin özendirilmemesi, canlı tutulmaması ve Rum toplumunun Kıbrıslı Türklerle gerçek anlamda eşit düzeyde yetki paylaşımına hazırlanması olduğu açıktır.

Bu arada Rum lider Anastasiades, Filelefteros gazetesinde 26 Şubat, 2017'de yayınlanan mülakatında, Kıbrıs'ta uzlaşı arayışlarında "azınlık/çoğunluk" ilişkisinden bahisle Kıbrıs Türkünün siyasi eşitliğini bir “imtiyaz” ve adeta lütuf seviyesine indirgeyerek ne gibi bir zihniyet içinde olduğunu göstermiş, yani baklayı ağzından çıkarmıştır. Olası federal devletin her kademesinde olması gereken siyasi eşitliğin, devletin sadece bazı katmanlarında olabileceğini öne süren Anastasiades, devletin en yüksek organı olan ve dönüşümlü olması gereken başkanlığın ise "şu anda görüşme dışı olduğunu" söylemiştir. Bütün bu ifadeler, herhangi bir federasyon ruhuna aykırı olduğu gibi, Kıbrıs konusunda yerleşmiş Birleşmiş Milletler parametrelerine de taban tabana zıttır. Gerçek odur ki, Kıbrıs Rum tarafı, kâğıt üstünde kabul eder göründüğü iki kesimli, iki toplumlu federasyon ve siyasi eşitlik kavramlarını bir türlü içselleştirememiş, hazmedememiştir.

Ört bas edilmesi veya geçiştirilmesi artık imkânsız hale gelen bu samimiyetsiz ve uzlaşmaz tutum karşısında, gerek liderlik gerekse halk olarak takınacağımız tavır ve görüşmeler bağlamında izleyeceğimiz yaklaşım kanımızca son derece önemlidir. Hiçbir şey olmamış gibi aynı koşullarda masaya dönmek ve görüşmelere bırakıldığı yerden devam etmek, sadece anlamsız hale gelen bir egzersizi sürdürmekle kalmayıp, karşı tarafın enosisçi/hegemonyacı zihniyetine prim vermek ve olası bir uzlaşıda gerçek bir eşitlikten vazgeçerek en iyimser ihtimalle bir "imtiyazlı azınlık" statüsünü kabullenmek anlamına gelecektir. Hâlbuki, yöneticiler ve halk olarak içinde bulunduğumuz gerçekler ışığında geçerliliğini çoktan yitirmiş olan federal çözüm arayışlarına bel bağlamak yerine, tüm enerjimizi Devletimizi içte ve dışta geliştirmeye yoğunlaştırmamızın zamanının çoktan geldiğini düşünüyoruz.

Sonuçta, birçok kez olduğu gibi, Kıbrıs Rum tarafının maskesi yeniden düşmüştür ve bu Türk tarafı için son bir alarm zili niteliğindedir. Atabilecekleri palyatif adımların Güney'deki kökleşmiş Enosis kültürünü değiştirmeyeceği, ortadan kaldırmayacağı aşikardır. Bu koşullarda, sözde federal ortaklık müzakerelerine devam edip bunlardan ümit beklemek, olmayacak duaya âmin demeye benzer. Son gelişmeler, Kıbrıs'ta sorunun olası bir anlaşmanın teknik detaylarında değil, temel vizyon ve yaklaşımlarımızda olduğunu ortaya koymuştur. Biz eşitliğe dayalı bir ortaklıktan bahsederken, Kıbrıs Rum tarafı rakamlara dayalı bir "azınlık/çoğunluk"tan bahsetmektedir. Bu da Kıbrıs Rum tarafıyla aynı amaç ve vizyonu paylaşmadığımızı gösterir. Gerek Güney Kıbrıs'la ilişkilerimizi gerekse görüşmeler süreciyle ilgili politikamızı bu gerçek ışığında yeniden gözden geçirip gerekli düzenlemeleri/değişiklikleri yapmamızın zamanının geldiği inancındayız.

Bu bağlamda, Kıbrıs Türk’ünün ve kurumlarının siyasi eşitliğine pratikte ve gerçek anlamda saygı gösterilmeden, bunun ifadesi olarak en azından Kıbrıs Türküne karşı uygulanan haksız ve Kıbrıs Rum tarafının hegemonyacı tutumunu sürdürmesine olanak sağlayan izolasyonlar kaldırılmadan müzakerelere başlanmasının yine bizi aynı kısır döngü içine sokacağını, bundan kaçınılması gerektiğini değerlendirmekteyiz. | 3 Mart 2017
Anahtar Kelimeler

Yusuf KANLI | Eskiyle Güya Yeni Başlangıç…
Hadi gözümüz aydın. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile “kimyası çok uyuşan” Nikos Anastasiades ikinci...

Haberi Oku